Ayrılık


Ayrılık

-Neyi değiştirir ki? Neticede bizden bir bok olmayacak.

-Yine de endişeleniyorum senin için.

-Hayır acıyorsun bana. Ağladığım için acıyorsun. Yo yo aslında ağlamama sebep olduğun için pişmanlık duyuyorsun. Bu yüzden ilgin

diye bağırdı. Hıçkırıklarla karışmış nefes alışverişinden tam anlaşılmıyordu sesi.

Şirin olduğunu düşündü öteki. Şirindi çünkü dürüsttü. Dürüstlüğüyle herkesten özenle sakladığı masumiyetini ele veriyordu. Daha önce onu ne masum ne de ağlarken görmüştü.

‘Dur gitme’ diyerek sarıldı boynuna.

Yapmayacaktı böyle şeyler. Daha buraya gelmeden konuşmuştu bunu kendisiyle. Geçip ayna karşısına, dimdik bakarak gözlerinin içine bir söz vermişti. Ne olursa olsun, ne yaparsa yapsın ayrılırken uzak duracaktı ondan. Hep koruyacaktı mesafesini. Ama olmadı. Bu sefer de olmadı…

Hayatın karşısında, istemsizce büyümek zorunda kalmış ama içindeki çocuğu hep korumuş bu insanın masumiyetine kanıp, ona sarılırken vicdanı için için suçluyordu kendisini tutamadığı sözlerin neticesinde.

‘Bırak beni. Yoksa hiç ayrılamayacağız. Lanetli gibiyiz. Kavga edip barışıyoruz devamlı. Bırak beni gideyim. Bu son olsun. Dayanamıyorum.’

Bırakmadı. Bırakamadı… Korkuyordu. Ama ne bırakınca geri dönmemesinden ne de onsuz kalmaktandı korkusu. Başka biri olsaydı, olabilseydi hayatında yine bu kadar tanıdığı, bu kadar alıştığı, hemen oracıkta terk eder, bakmazdı bile arkasına. Ama yoktu işte. Asla olmama ihtimalinden, hayatının geri kalanında hep tek başına uykuya dalmaktan korktuğundan bırakamadı… İçinde kabaran korkuların göğsüne verdiği baskıyla koyverdiği nefesini şekillendirdi dilinde;

‘Özür dilerim’

Ve yetmezmiş gibi devam etti sırtında taşımaya alıştığı korkuların vurduğu kamçıyla

‘Bir daha olmayacak. Seni bırakmayacağım bir daha’.

Ve doya doya sarıldılar birbirlerine.

Kendi içlerinde bilmeseler de; Birbilerini kaybetmekten değil, kendileriyle başbaşa kaldıklarında yüzleşmek zorunda olduklarından korkuyorlardı.

TATLI


tatlıTepsideki son tatlıyı servis edeceği tabağa koyarken istemsizce annesinin küçükken ona hazırladığı tatlıları hatırladı.

Soğusun diye pencere kenarına koyduğu tepsiden ilk tatlı parçasını hep O aşırırdı. Damağını enfes bir tatla şenlendirdikten sonra suç aletini bir güzel yıkar ve bulaşıklığa koyardı. Pencereye yaklaşarak dışarıya bakıyor gibi görünerek de olsa tatlıya göz atma niyetinde olan büyük kardeşiyse tatlıdan bir parça eksildiğini görür ve hızlı adımlarla mutfağa geçip daha yeni yeni yıkanmış çatalı bulaşıklıktan alarak yine hızlı ama bu sefer dikkat çekmeyen adımlarla tatlıya yaklaşır, “Nasılsa günah bütünlüğü ilk bozanındır” der, çatalı batırırdı.

Dört kardeştiler. Kimsenin kimseye hakkı geçmeyecek şekilde yetiştirmişti anneleri. Bu yüzden Continue reading