Hayat Dersi Notları – Dürüstlük.


Kendinize dürüst olun, dışarısının sizi bilmesine gerek yok.

Öyle bir dünya ki burası, öğrenilmiş saldırgınlıklar var. İnsanların zayıf noktalarından vurma, bu sayede haklı çıkma, onlardan üstün olma var.

En son dürüstlüğünüzün ne faydasını gördünüz elle tutulur? Kaç kişi tanıyorsun hatalı olduğumuz bir konuda dürüstçe çıkıp “ben yaptım, ama bir daha aynı hatayı yapacağımı düşünmüyorum” dediğinizde, elinizi sıkıp teşekkür edecek ve bu hatanı sana karşı kullanmayacak? Bırak iş yerini, arkadaşlarını, aileni, her şeyimle şartsız sevdiğini düşündüğün insanların bile bunu yapmayacağını garanti edebilir misin?

Zamanı gelince kullanılmak üzere silah biriktiren ve bunu “savunma” adı altında yapan ülkeler gibi davranmayı, dürüstlüğünden ve saflığından cezalandırıldıkça öğrenir insan.

Bu öğrenilmiş davranış alınan derslerin, yaşanılan deneylerin sonucu aslında. Her zaman dürüst olması öğretilen çocuk doğruyu söylediğinin ilk dakikasında annesinden yediği tokatta sorgular teoriyle pratiğin bağlantısını.

Hani anneden çocuğa bakteriler, antikorlar geçip hastalıklara olan direnci arttırır ya, duygusal öğrenmeler de böyledir. Ailenin doğruları yeni dünyayı anlamaya çalışan çocuğa geçer, hayata olan direncini arttırır. Yani o kadar kitaptan ziyade, suç sayılan ve bunun cezasıdır çocuğa bir şeyler öğreten.

Lakin bazı çocuklar salak. Ne kadar anlamaya, öğrenmeye çalışsa da unutuyor acıyla verilen dersleri bile. İlk canının yanmasında bir daha yapmayacağım yeminleri, açık yaranın kendini zamanla iyileştirmesiyle unutuluyor. Tekrar getiriyor hayat önüne aynı sahneyi, tekrar acı çekiyor salak öğrenci. Sonra da unutmamak için, hayat derslerinden notlar almaya, bunların özetini çıkartmaya başlıyor.

Bu okuduğunuzda salak hayat öğrencisinin notları aslında. Her zaman dürüstlüğün, iyiliğin, iyi niyetin hak ettiği değeri bulacağına inanmış, hayatın kıssadan hisselerdeki gibi olduğunu düşünmüş bir insanın notları. Lisede kendime hazırladığım notlardan çalışıp benden yüksek puan alan arkadaşlarım gibi siz de belki benim notlarımla benden daha çabuk kavrarsınız belki hayatı.

Ama baştan söyleyim; bu notlar, hayatı hala tam anlamıyla anlayamamış, bu yüzden bir yerde kimsenin ona zarar vermeyeceğine inandığı yere yani kabuğuna çekilmiş bir çocuğun notları.

Başkalarına gösterilen dürüstlüğün, saflığın ve iyi niyetin cezasız kalmayacağını tekrardan hatırlamış biri olarak yazıyorum bunları ama en azından hala kendime olan dürüstlüğümden zarar görmedim. Umarım da asla görmem..

Advertisements

kendime masal


Yorgundu geride bıraktığı onca yolun ardından. İçinde yolculuğunu tamamlayacağının verdiği bir sevinç vardı. Vardığında, onu büyük sevinçle karşılayacaklarını hayal ediyordu. Bütün yolculuğunda bunu hayal etmişti neredeyse. Köyüne giriyor, kahvedekiler ayağa kalkıyor şaşkınlıklarından. Büyük bir ilgiyle nerede olduğunu, bunca zaman ne yaptığını soruyorlar. O da erdemle baş köşeye oturup, sakin sakin anlatıyor. Herkes hayranlıkla dinliyor. Hayal ederken tekrar o anı söyleyeceği cümleleri seçiyor. Yaptığı kahramanlıkları vurgulamayı düşlerken, hataları aklına geldiğinde anlatmasam da olur diyor kendi kendine.

Az kaldı menzile. Sadece bir gece daha bir yerde konakladıktan sonra bitecek bu yolculuk. Çoğu gece olduğu gibi dışarıda yatmayı planladığı bir anda bir kulübe çıkıyor karşısına batmakta olan güneşin alaca karanlığında. Çalıyor kapıyı.
Okumaktan bilgeleşmiş gözleri kısılmış, hafifçe kamburu çıkmış yaşlıca bir adam açıyor kapıyı. Hiç ses etmeden, kapıyı açık bıkarak içeri geçip masaya oturuyor yaşlı adam.

“Pek garip bir misafirperverlik” diyor delikanlı ama yaşlı bir adamdan korkacak bir şeyi olmadığından oturuyor masanın diğer ucuna. Küçük kare masanın kendi tarafında bir bardak su, karşı tarafında ise bir defter ve hokka.

“Merhaba dede. Ne yapar ne edersin bu topraklarda” diye soruyor. Sesinde, aslında kendisine sorulması istediği soruyu başkasına sorup sonra da sıranın kendisine gelmesini bekleyen insanın telaşı. Yaşlı adama olan merakından çok kendi hikayesini anlatma isteği.

Kafasını kaldırıp bakıyor yaşlı adam. Derin bakışları ürpertiyor bir an için genci. “Hele sen anlat. Belli ki kendi hikayeni anlatmaya benimkini dinlemekten daha çok meraklısın”

Şaşkınlıkla başlayan duyguları hafif utanca dönüşüyor delikanlının. Anlamda veremiyor nasıl böyle fakir, perişan bir adamın onun düşüncelerini anlayabildiğine. Öyle ya fakir ve perişan olmalı. Ev tek oda. Bir duvarı pencere, ötekisi ise masa. Tek hatrı sayılır şey kapıdan arta kalan duvara yaslanmış kocaman kütüphane ve içindeki ciltli kitaplar. Üzerlerinde başlıkları yazmadığı için ne konuda kitaplar olduğunu çözemiyor, ama bu kadar kitap okumak yetmez insanları anlamaya. Çok okuyan değil çok gezen bilir hatta. Dönüp hala sabırla bekleyen yaşlı adama bakıyor. Eline hokkasını almış bir şeyler yazmak için bekliyor adeta.

“Ne yazacaksın oraya?” diye soruyor merakla delikanlı
“Senin hikayeni yazacağım”
“Nasıl yani? Neden böyle bir şey yapıyorsun ki?”
“Herkesin bir hikayesi vardır. Sordun ya ne yapıyorsun burada diye. Benim hikayemde, gelen geçenin hikayesini yazmak işte.” diyor adam ağırbaşlılıkla.

Durumu garipseyen genç, sonunda anlatacağı şeylerin kitaplaştırılacağı için heyecanlı heyecanlı, geride bırakıp şaşkınlığını “Bak bu çok iyi, çünkü benim de çok iyi bir hikayem var” diyor.

“Öyle mi? Nasılmış?”

“Ayrı kaldım köyümden. Acılar çektim. Karla soğukla, vahşi hayvanlarla, barbar insanlarla mücadele ettim. Ama sağ salim geri geldim.Yakında artık köyüm. bir günlük yol var şunun şurası”

“Neden yaptın peki bütün bunları?”

Beklemediği soru karşısında, önce şaşkınlık bürüdü gencin yüzünü. İhtiyarın anlamadığını düşünüp alaylı bir gülümsemeyle ;

“Anlamadın galiba Dede. Yollar teptim, maceralar yaşadım. Anılar, hikayeler biriktirdim bir sürü”

Adam bozmadı istifini :

“Aslında herkes kendi hikayesini kendisi için yaşar. O zaman anlatmaya değer hikayeler. Ama bazı insanlarda başkalarının hikayelerini dinledikçe, oradaki kahramanlar gibi olmak istediklerini zannederler. Aslında baksalardı kalplerine açıkça, o kadar acı, aşk, kavga, mücadele değil anlatılacak hikayeleri olması istediklerini görebilirlerdi. Bu yüzden şimdi sorarım sana. Neden yaşadın sen bütün bunları?”

Bir an geçmişine döndü gezgin. Hatırladı ilk geziye çıkmaya karar verdiği günü. Köye bir seyyah gelmişti. Çok nadir uğrayan bu tarz insanları merak eden halk hemen etrafına toplanmış, özel bir yeteneği olup olmadığını sormuş, ondan bildiklerini anlatmasını istemişlerdi.

Daha da derinleşti anılarında. Adeta o gündeydi. Küçük bir çocuktu o gün. 13-14 yaşlarında. Çok sevdiği bir oyunu oynuyorlardı arkadaşlarıyla ve hava atıyordu beğendiği kıza. Sonra bir anda bütün ilgi kendisinden alındı başkası tarafından. Kimdi bu yabancı? Bu kadar ilgiyi hak edecek kadar iyi mi oynuyordu? Uzaktan baktı bir süre kalabalığa. Küsmüştü artık onlara. Umurlarında değildi ne yaptıkları.

Seyyah köyde bir gün kalsa da, aylarca konuşuldu anlattıkları, yaptıkları. Sevdiği kız (artık emindi, seviyordu onu) hep onu anıyordu hayranlıkla.

Hatırladı karar vermişti bir gün. Ben de onun gibi yola çıkacağım.”Acılar çekeceğim, kahramanlıklar yapacağım ama dönüşümde herkes bana hayranlıkla bakacak. Benim ismim, varlığım köydeki herkes tarafından bilinecek”

Son hatırladığı buydu. Hıçkıra hıçkıra ağlayarak kendine yemin etmişti bu kelimelerle. Kaldırdı başını. Yazarın derin mavi gözlerinde gördü kedisine verdiği sözlerin ona ne kadar acılar çektirdiğini.

“Ben bütün dünyayı bir uçtan bir uca dolaştım” dedi ağlayarak. Tutamıyordu kendini.
Sabırla “Aradığın şey şan, şöhretti.. Anlatacak hikayelerin, yaşanılan acıların karşısında başkalarının hayranlığıydı, Dünya adildir oğul. Kendine göstermediğin şeyi başkasından da bekleyemezsin. Sen bu yolculukta bir kere olsun durup, sadece kendine teşekkür ettin mi? Kendine hayranlık duydun mu? Aklında gerçekten mücadele etmek mi yoksa hep köy yerinde anlattığında suratlarındaki hayranlığın fotoğrafları mı vardı? Eğer hikayeni kimse bilmeyecek olsa da çıkar mıydın aynı yolculuğuna?”

Artık hıçkırıklarını tutamıyordu delikanlı. Başkaları için, başkalarına anlatacak hikayeleri olsun diye harcamış hissediyordu bütün yaşamını.

“Bir hikayeye dönüşmüştü artık yaşamım. Benim gibilerin beğeneceği, belki de imreneceği türden bir hikayeye. Ama asla bilemeyeceğim kendimin gerçek hikayesini.” dedi farkına varmış bir şekilde.

“Sana başında da söyledim: Herkes kendi hikayesini kendisi için yaşar ve ancak o zaman anlatmaya değerdirler diye. Bir değil, üç kere de dönsen de bu dünyanın çevresinde yine de kimse düşünmez seni, sen kendini düşünmedikçe. Ama Sıkma canını oğul. Ne ilksin ne sonsun. Bu dünyadaki her insan gibi sen de bir mahluksun. Kendini beğenmedin, başkası olmak istedin. Sonra da bir sürü engellerle yüzleştirerek, uzaklaştırdın kendini kendinden, kalbinden.

Ama her an yeni bir fırsattır. Bak önüne. Düşünme artık başkalarının ilgisini, merhametini. Dön köyüne, başka kendi hikayeni sadece kendin için yaşamaya. Sonra köyde mi kalırsın, uzağa mı gidersin senin bileceğin iş. Sen kalbine yakın oldukça kendi hikayeni kendine anlattıkça bil ki her yerde seni dinlemek isteyenler olur. Bak ben yıllardır buradayım. Her gelene de aynı şeyi anlatırım. Bıkıp usanmadan aynı şeyi dinlerler. İnsanoğlu bu, hep kendini beğenmez, başka yerde, mevkide daha iyi olacağını hisseder. Bilmez halbuki olduğu yerde sıkıntı veren ne konumudur ne kıdemi. Kalbidir. Çünkü kalptir yanlış bir şeyler olduğunu söyleyen. Kendisi olması gerektiğini söyleyen. Kendisinden uzaklarda aradıkça da çareyi iyice susturur kalbini. Ondan sonra da hiç bir başarı, mevki mutlu etmez onu. Sen sen ol kalbini dinle çocuk. Mutluluğun, kendine olan saygın orada”

Bir an titredi genç. Kalbine değmişti söyleninler. Ayağa kalktı. Öptü elini dedenin.

“Ben varayım yoluma, bakayım yolculuğuma” diyerek çıktı kapıdan…

Aşk Kalıntıları



Değişik bir şeydir sevgi. Herkes herkesi sevemez. Hele herkes sadece bir kişiyi, ona bütün kalbini açacak kadar sevemez. Korkularıyla, endişeleriyle karşılaşır. Ayrı zor bir beceridir aşk. Herkesin de yetmez kalbi aşkı sürdürmeye. Bu yüzden yıldırım aşklarındansa, zamanla yerleşeni, kalpte olgunlaşanı makbuldür aşkın.

Önce küçük bir çentikle başlar. Küçücük ama belirgin bir iz bırakır kalp üzerinde o kişi. Birlikte geçirilen anılar biriktikçe , yavaş yavaş açar kapılarını, gelir oturur içine kalbin. Ve öyle bir sıcaklıkla doldurur ki derinliklerini, kendine yoktan bir alan yaratarak genişletir kalbi. Olmayan odalarda, var olmamış masallar anlattırır kendine. Her masalımsı anıyı da çiviler odanın duvarlarına. Bu yüzden genişlemiş bir kalbe sahip aşık insan her daim mutludur çünkü kendi yüreğinin yansımasının güzelliği ile görür hayata bakınca.

Sonra bir gün gelir çekip gider sevgili. Bırakır arkasında sıcak balon gibi şişmiş kalbi. Çekip gider ama geriye kalpte yaşattığı bin bir gece masallarının soğuk odaları kalır.
Continue reading

Yine Cosmo



Selamlar,
Selamlar,

Efendim bu ay da Cosmopolitan dergisinde yazılarım çıkmş bulunuyor.

Sayfa 225 ‘de “Erkek ve Kadın neden aldatır?” başlıklı yazının doğal olarak erkek kısmını yazdım.

Sayfa 380 ‘de ise iş dünyası için yazdığım “Asansörde Zamanı iyi Kullanın!” başlıklı yazımı bulabilirsiniz.

Garip bir şekilde, siteme giren kişi sayısı azalsa da, çevremden aldığım geri bildirimlerden, giren herkesin gerçekten okuduğunu anlıyorum. Başlarda yaptığım onca reklam belki bir anlık tık sayısını arttırabilmiştir, ama peki ya gerçekten fikirlerini yazdığım bu yeri okuyanlarla yaptığım onca tartışmalar? İşte paha biçilmez olan bu benim için.

Bir daha cosmoya yazar mıyım bilmiyorum (hazır yazım var gerçi..) ama bir süre daha buraya yazacağım kesin.

Herkese her şey için teşekkür ederim.
Keyifli okumalar 🙂